Çıplaklık, kişisel bir cinsel mahremiyet ifadesidir. Kişisel olmaktan çıkıp
da yaygınlaştığı alanlar çok sınırlıdır. Çıplaklar kampları dışında tek
toplu örnek, yaz aylarında deniz kıyılarıdır. Bu nedenle çıplaklığın bazı
yayın organlarınca kitlesel sunumu, "Playboy" ve "Penthouse" örneklerinde
olduğu gibi, önemli bir ticaret ve kar alanı haline gelmiştir. Bir çok
bilimsel araştırmanın ortaya koyduğu üzere daha çok erkeğe hitap eden bu
görsel sergileme, ucuz ve anonim bir cinsel uyarım yolu sağlamaktadır.
Gizliliğini sürdürdüğü sürece çıplaklık, en önemli cinsel uyarım
kaynaklarından biri olmaya devam edecektir. Giysili bir dünyada insanın
çıplak olarak aşk yaptığı gerçeği ile çıplak bir kadın veya erkek
görüntüsünü bağdaştırmak kaçınılmazdır. Dikkat edilmesi gereken, çıplaklıkla
"ahlaklılık" veya "ahlaksızlık" arasında mutlaka bir bağ kurmaya uğraşmak
gerçekçi değildir. Bu mantığın sonucu olarak çıplaklar kamplarının birer
fuhuş yuvası olduğunu iddia etmek ve Haçlı Seferleri boyunca kat kat
elbiseler içinde boğulan kadınlara bekaret kemeri takma gereğini duydukları
için kocalarının ruh hastası olduğunu ilan etmek gerekecektir. Oysa her
ikisi de doğru değildir.Çoğu kez ince bir tülle veya dar bir kostümle
örtülmüş bir vücudun, kusurları ortada kalan çıplak bir vücuttan daha çekici
ve uyarıcı olabildiği bilinir. Ancak, giyinmenin cinselliği yok etmediği ya
da bazen öne çıkardığı gerçeği, çıplaklığın cinsellik boyutunu daha az
önemli yapmaz. Çağlar boyunca yapılmış olan çıplak insan resim ve
heykellerinin yalnızca çıplaklığın güzelliğini vermeye çalıştığını söylemek
güçtür. Çünkü bu sanat eserlerinde sık sık çıplaklığın cinselliği de
vurgulanmıştır.
1960'lardan sonra çıplaklık yatak odalarının ve özel klüp ve kampların
dışına taşmış, tüm dünyada daha az sansür görmüştür. Bugün "topless" yani,
"üstsüz" olarak denize girilen plajlar artık azınlıkta olmaktan çıkmıştır.
Her ne kadar bu tür çıplaklık en azından sağlık nedenleriyle kolayca
açıklanmaya çalışılırsa da altında yatan diğer temel dürtünün cinsellik
olduğu inkar edilemez.
Çıplaklık, giysisiz olmak anlamında kullanıldığında ve özel bir bağlamda ele
alınmadığı sürece, ufak ya da büyük ölçüde utanç duygularını çağrıştırabilen
bir kavramdır. Oysa sanatta çıplaklık başka bir ruh kazanır, denebilir ki,
sanat çıplaklığı yüceltir. Bunu yaparken de, cinselliği çeşitli olumsuz, ve
aşağılayıcı çağrışımlardan kurtarır. İnsan güzelliği, peçesiz bir şekilde ve
gündelik köhnemişlikten an olarak sergilenmektedir. Tablodaki, heykeldeki ya
da fotoğraftaki çıplak, herhangi bir rahatsız edici ton taşımaz.
Zihinlerde uyandırdığı imaj, iki büklüm olmuş savunmasız bir vücut değil,
dengeli, güzel ve güvenli bir yapıdır. Çağlar boyunca en büyük sanat
yapıtlarına ilham kaynağı olmuş olan çıplağın bu çağrışımı yapması doğaldır.
Eski Yunan kültürü çeşitli çağlara ve akımlara malzeme ve ilham sağlamış ama
tarihe karışmıştır; Rönesans ya da 18. veya 19. yüzyıl akımları da
kendilerinden sonraki gelişmeleri etkilemişler, dünya sanat tarihine altın
sayfalar kazandırmışlar ama sonunda aşılmışlardır. Bütün bu devirleri ve
akımları etkileyen ve onları aşarak bugüne kadar yaşayan çıplak olmuştur.
Dolayısıyla çıplağı, yalnızca bir malzeme olarak değil, sanatsal bir biçim
olarak görmek gerekir.
Kenneth Clark "Çıplak" adlı kitabında şöyle demektedir: "Tüm çıplak resim ve
heykel yapıtları, cinsel olarak coşkulandırıcıdırlar... ne kadar soyut
olursa olsun, hiçbir çıplak, izleyicisinde soluk bir gölge şeklinde bile
olsa, erotik bir iz bırakmamazlık etmemelidir, eğer ediyorsa, ya yapılan
kötü sanattır, ya da yanlış bir ahlak anlayışı söz konusudur."
Çıplak, çeşitli sanat dallarında en temel erotik imaj olmuştur. Bunun
nedeni, çıplak insan vücudunun göze hoş gelen bir nesne olmasından öte,
yaptığı çağrışımlar açısından son derece zengin olmasında yatar. Çıplak
biraz insanın kendisidir; biraz kendisinden bekledikleri, arzuları, umutları
ve anılarıdır. Çıplak insan vücudu, biyolojik bazı ihtiyaçlardan başka,
insan yaşantısının ahenk, enerji, tutku, acz, duygusallık gibi çok farklı
boyutlarını da anımsatan bir olgudur.En eski çağlardaki bereket
tanrıçalarının heykellerinden başlayarak çeşitli mitolojik kahramanlar,
Meryem ve İsa gibi dinsel kişilikler, prensesler ya da fahişeler çıplak
olarak resmedilmiş ya da heykel olarak yontulmuş ve evrensel kültürün bir
parçası olarak bilinçlere yerleşmiştir.